18 Mayıs 2017 Perşembe

Selametin Anası

Perşembenin perişanlık olduğu şu ilk dakikalarda kafama yine takılan bir sorun var. Özgürlük...Kime göre,  neye göre deriz ya işte öyle bir tavır içerisindeyim. Özgürlük bir yorum,yaşam yolun, istediklerin,istemediklerin,isteyeceklerin, istemeyeceklerin ve hayalin. Özgürlük (hürriyetin) başkasının hakkını zedelemeden istediğini yapmak ve özgürlük bıdı bıdı... Bu nosyonlar hepimizi kağıt üzerinde erdemli insan, saygılı vatandaş yapmaya yeterlidir. Gerçek ise ironi. Nefes alın ama özgürce. Farz-ı misal, ötekinin oksijenini tüketmeden :) Özgür olabilmek için öncelikle kendinizi tanıyın. Herkesin içinde yeni boyalı yada bir kaç senelik tabure mutlaka vardır. Gün içerisinde dinlenmek için oturan kim var bilmiyorum. Ya da kendine nasılsın diye sormak için orta şekerli kahvesini yudumlayan ? En çok sevdiğimiz yemek nedir diye kendimize sorsak kim üç saniye içerisinde cevap verebilir bilmiyorum. Belki de bu süre daha fazla. Aslında kendimi yeni yeni tanımaya başladım diyebilirim. Mesela salatanın içine pul biber koyarak yemenin hoşuma gittiğini bir kaç ay önce farkettim. Bu da bir seçim. Eğer bu bir seçimse o zaman bu da bir özgürlük. Kadın veya erkek olarak sahip olduğumuz eşit haklara farkındalık yaratıp özgür olabiliriz. Ama özgür bir birey olabilmek için önce kendimizi tanımalıyız. İyi niyette bir seçimdir ve pek tabi özgürlüktür. Tıpkı kötülük gibi bu da bir tercihtir. Benim bu konuda en iyi tanımım, duygularımı içimden geldiği gibi yaşayıp tavırlarımı kendim belirlememdir. Ve tabiki bu da bir özgürlüktür. Kendi seçimleriniz olsun hayatta. Aslında fazla kalabalığa gerek yok. ''Kalabalık'' derken üretken olmayan, hayalleri olmayan, klasik ama benim felsefem demeyen insanlardan bahsediyorum. Bu insanlar kendilerini yok ettikleri kadar sizin ütopyanızı da parselleyecektir.  Bizler doğarken bile dünyaya ''tek'' gelip ölürken de ''tek'' başımıza giden varlıklarız. O halde bir başkasının sizin üzerinizde kendi betonunu oluşturmasına izin vermeyin. Hiç kimse prangalarını takamasın size. Çünkü kelepçe taşıyanlar bile özgür değillerdir. Bir erkek ya da bir kadın değişmez. Her bireyin, evli de olsanız, ebeveyn de olsanız farketmez, kim olursanız olun özel bir habitatı mutlaka vardır ve olmalıdır. Sağlıklı bireyler yalnızca böyle toplumlarda yaşarlar. Özellikle evlilik kurumunda hakları kısıtlanmış, özgürlüğüne gem vurulmuş insanların parmağında ki şeyin adı yalnızca halka olacaktır. Ve bir insanın kendine yapabileceği en büyük kötülük, karşısında ki kişiyi kısıtlamak olmuştur. Kısıtlanan insanlar düşünce hakkına sahip olmadığı gibi sizi robot vari tenekeden varlıklarla muhattap olmak zorunda bırakacaktır. Galiba Eflatun'a selam vermeden geçemeyeceğim. Unutmamak gerekir ki aşırı özgürlükte kötüdür ve bu yalnızca bizi köleleştirecektir. Bunları yazarken bile acaba ne kadar özgürüm diye soruyorum kendime. Yeteri kadar özgür değilim sanırım, çünkü hepimiz bu toplumun bir parçasıyız ve ondan kopamayız. Benim yazdıklarım zannediyorum politik özgürlükten ziyade kültürümün, yaşama şeklimin, izin verdiği kadar bir özgürlüktü. Ama kültür tanımayan tek bir özgürlük alanı var. O da sokak hayvanlarının tabiatına engel olmak. Yaşadıkları alanları kirletip, yeşilini yok etmek. Bunu nasıl çözeceğiz bilmiyorum ama yazarak olmayacağı kesin. Sevgiyle...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Selametin Anası

Perşembenin perişanlık olduğu şu ilk dakikalarda kafama yine takılan bir sorun var. Özgürlük...Kime göre,  neye göre deriz ya işte öyle bir ...